................................... ................................... ................................... ................................... ...................................
Tarih Bilimi
Tarih Dersleri
Kronoloji
Tarih Sözlüğü
Atatürk
Türk Tarihinde İz Bırakanlar
Makaleler
Türk Destanları
Ziyaretçi Defteri
İletisim/Künye



"Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanı şaşırtacak bir nitelik alır."                M. K. Atatürk

"Tarih bir milletin hâfızasıdır; tarihini bilmeyen millet, hâfızasını kaybetmiş insana benzer."                         B. Lewis

"Ecdâdını unutanlar, kaynaksız ırmağa, köksüz ağaca benzerler."                     «in Atasözü

"Tarih, milletlerin tarlasıdır. Her toplum, geçmişte bu tarlaya ne ekmişse, gelecekte onu biçer."                         Voltaire

"Tarih okuyanın aklı çoğalır."
                  İmam Şâfiî




 

ORTAÇAĞ AVRUPA TARİHİ


Ortaçağ, Kavimler Göçü (375) ile başlar, İstanbul’un Fethi (1453) ile sona erer. Ortaçağ Avrupa’sı feodal anlayışın yaygın olduğu, merkezi krallıkların zayıfladığı ve kilisenin önemli bir güç merkezi haline geldiği karanlık yılları ifade etmektedir. Bu dönemde İslam dünyası ise en ihtişamlı yıllarını yaşamaktaydı. Söz konusu dönemde Avrupa’da düşünce alanında Skolastizm hâkimdi. Skolâstik düşünceye göre her şey İncil’de açıklandığı gibidir. Aksi düşünceler dine karşı olduğu için kabul edilemezdi. Yani skolâstik düşünceyle bilimsel gelişmelerin önü kapatılmış, baskıcı ve taassuba dayanan bir anlayış ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte İslam dünyası bu dönemde pozitif bilimlerde önemli ilerleme kaydetmiş ve büyük bilim adamları yetiştirmiştir. Düşünce ve bilim alanındaki bu zenginlik İslam devletlerini siyasi, ekonomik ve kültürel alanda zirveye taşımıştır.

 

KAVİMLER GÖÇÜ (375)


Hun hükümdarı Attila’nın Orta Asya’daki Çin baskısı üzerine Karadeniz’in kuzeyinden Doğu Avrupa’ya girmesi ve buradaki Cermen kavimlerini (Ostrogotlar, Vizigotlar, Saksonlar, Alanlar, Vandallar vd.)  Avrupa içlerine göç etmeye zorlaması sonucunda Avrupa’nın etnik ve siyasi yapısı değişmiştir. Bu olaya Kavimler Göçü adı verilmiştir.


Cermenler Türklerin bu baskısıyla, Avrupa’nın iki büyük devleti olan Frank Krallığı ve Roma İmparatorluğu’nun topraklarına girmişlerdir.


Kavimler Göçü Avrupa’nın etnik yapısını değiştirdiği gibi bugünkü Avrupa uluslarının oluşması da Kavimler Göçü’nün bir sonucudur denilebilir.


Kavimler Göçü merkezi otoritenin zayıflamasına sebep olmuş ve feodal beyler (derebeyleri) ile kilise güç kazanmıştır. Bu yeni siyasi yapıya Feodalite (Derebeylik) adı verilmiştir.  

 

FEODALİTE (DEREBEYLİK)


Avrupa’da merkezi krallıkların zayıflaması ve yıkılması üzerine yerel beyler (derebeyleri) güçlenmiş ve bağımsız hareket etmeye başlamışlardır.


Derebeyleri toprakların sahibi olarak halkı toprakları işlemede köle gibi kullanmaya başlamış ve “Toprağa bağlı, köleci bir düzen” ortaya çıkmıştır.


Derebeyleri can güvenliklerini korudukları halktan, bunun karşılığını çok ağır bir şekilde almışlar, boğaz tokluğuna çalıştırmışlar, topraklarla birlikte alıp, satmışlardır.


Feodalite sosyal sınıf ayrımına dayanmıştır. Krallara karşı derebeyleri destekleyen din adamları da egemen, ayrıcalıklı sınıfta yer almışlardır. Nitekim otorite boşluğundan çok iyi yararlanan din adamları önemli bir siyasi ve ekonomik güç merkezi haline gelmiştir.  


Feodalite’de halk şöyle bir sınıflı yapıya sahipti:


—Krallar, Senyörler, Dükler, Kontlar, Baronlar, Şövalyeler “Soylu” sınıfı,


—Din adamları, siyasi güce de karışan, ekonomik bakımdan zengin “Ayrıcalıklı” sınıfı,


—Şehirlerde oturan, ticaret ve zanaatla (meslek sahipleri) uğraşan “Burjuvalar”, bazı küçük haklara sahip orta sınıfı,


—Soylulara ya da kendilerine ait topraklarda karın tokluğuna çalışan, ürettiklerini soylulara veren “Köylüler” alt sınıfı,


—Hiçbir hak ve hürriyetleri olamayan, işçi köleler olarak yaşadıkları toprağın malı sayılan, bu nedenle topraklarla beraber sahip değiştiren “Serfler” en alt sınıfı oluşturmuştur.


Ortaçağ’da Avrupalı devletler Haçlı Seferleri sonucunda Doğu’dan barutu ateşli silahlarda kullanmayı öğrenmişlerdir. Büyük topların kullanımını öğrenen krallar şatolarda yaşayan derebeylerine karşı önemli bir silah keşfetmişlerdir. Bu gelişme ile Ortaçağ’ın sonlarına doğru derebeyleri iyice zayıflamış ve merkezi krallıklar güçlenmiştir.

 

KİLİSE VE PAPALIK


Hıristiyanlık Avrupa’da önce Roma İmparatorluğu topraklarında yayılmaya başlamıştır. Milano Fermanı (313) ile serbest bırakılan ve Roma’nın resmi dini olan Hıristiyanlık daha sonra zamanla bütün Avrupa’ya yayılmıştır.


Kutsal Roma İmparatorluğu’nun parçalanmasıyla Hıristiyanlıkta görüş ayrılıkları iyice belirginleşmiştir. Batı Roma İmparatorluğu ve Avrupa devletleri “Katoliklik” mezhebini benimserken, Doğu Roma İmparatorluğu “Ortodoks” mezhebini benimsemiştir.


Avrupa’da genelde yaygın olan Katoliklik sayesinde Papa, dini otorite haline gelmiştir. Ortaçağ’ın siyasi boşluğundan yararlanan Papa bu dönemde ayrıca siyasi bir güç haline de gelmiştir.


Papanın altında piskoposlar, rahipler ve papazlar yer almış, böylece kilise örgütü kurulmuştur.

 

 SKOLÂSTİK DÜŞÜNCE


Papa’nın öncülüğündeki Katolik Kilisesi, Hıristiyanlığı kendi çıkarları doğrultusunda yorumlamaya başlamıştı. Bu dönemde her olayın İncil ile açıklanabileceği görüşü hâkim olmuş, diğer kaynaklara başvurmanın gereksiz olduğu konusunda görüş birliğine varılmıştır. Sonuç olarak bilimsel gelişmenin önü kesilmiş ve baskıcı bir yönetim ortaya çıkmıştır.


Kilisenin resmi ideolojisi olan bu anlayışa “Skolâstik Düşünce” denmiş, skolâstik düşünce Ortaçağ Avrupasına damgasını vurmuş, kilise ve papalığın gücünü arttırmıştır.


Skolastizm genelde Katolik dünyasında etkili olmuş, Ortodokslar fazla etkilenmemiştir.

 

AFOROZ VE ENDÜLJANS


Tanrının vekili sayılan Papanın kişileri dinden çıkarma ve günahları affetme yetkisi vardı. Papa, dine karşı gelen ya da çıkarlarına ters düşenleri Hıristiyanlıktan atardı. Bu işlemin kişilere uygulanışına “Aforoz”, topluluğa uygulanışına “Enterdi” denirdi.


Diğer taraftan papa ve vekili olan din adamları, günah bağışlama ve cennetten yer satma işlemi karşılığında “Endüljans” denilen bir belge verirlerdi.


Böylece, Ortaçağ’da Papalık ve Kilise, Aforoz ve Endüljans sayesinde hem siyasi, hem de ekonomik güce sahip olmuştu. Papa bu güçleri sayesinde kralların bile üstünde otorite kurmuştu.


Katolik Kilisesi’nin büyük bir ekonomik zenginliğe ulaşması ve Hıristiyanlığa istedikleri gibi yön vermeleri “Reform Hareketleri” nin başlamasına neden olmuştur.

 

HAÇLI SEFERLERİ


Papanın kışkırtmasıyla Avrupa Hıristiyan dünyasının 1100-1300 yılları arasında İslam dünyası üzerine yaptığı saldırılara “Haçlı Seferleri” denir.

 

Haçlı Seferlerinin Nedenleri

—Üç büyük semavi din (Hıristiyanlık, Musevilik, Müslümanlık) tarafından kutsal şehir sayılan ve Müslümanların elinde bulunan Kudüs’ü kurtarma isteği


—İslam ülkelerindeki zenginliğin Avrupalılarca ele geçirme isteği


—Türk ilerleyişi karşısında Hıristiyan dünyasının zor durunda kalması ve Bizans’ın Avrupa’dan yardım istemesi


 —Papa’nın Ortodoksların (Bizans) yardım isteğine karşılık vererek Ortodoks dünyası üzerinde söz sahibi olup etki alanını genişletmek istemesi


—Krallara karşı mücadelelerinde daha etkili olmak isteyen derebeylerinin ekonomik güç sağlamak istemeleri


—Kralların eski güçlerini kavuşarak ekonomik zenginliği ele geçirmek istemeleri


—Maceraperest şövalyelerin Doğu’da ele geçirecekleri yerlerde kendi derebeyliklerini kurmak istemeleri

 

I. Haçlı Seferi


I. Haçlı saldırısını Anadolu Selçuklu Sultanı I. Kılıç Arslan karşılamıştır. I. Kılıç Arslan’ın Haçlılara karşı başarılı savaşlar vermesine rağmen başkent İznik kaybedilmiştir. Bu dönemde Büyük Selçuklu Devleti iç karışıklıklar yaşadığından Haçlılarla mücadelede etkili olamamıştır.


I. Haçlı Seferi sonucunda:


—Anadolu Selçuklu Devleti’nin Başkenti İznik, Haçlılar tarafından alınarak Bizans’a verilmiştir.


—Anadolu Selçukluların merkezi Konya’ya taşınmıştır.


—Antakya ve Urfa’yı ele geçiren Haçlılar, buralarda birer Haçlı kontlukları kurmuşlardır.


—Fatımilerin egemenliğinde bulunan Kudüs Haçlılara bırakılmış ve burada Latin Krallığı kurulmuştur.

 

II. Haçlı Seferi


Musul atabeyinin Urfa’yı Haçlılardan geri alması üzerine başlamıştır.


Alman ve Fransa krallarının oluşturduğu bu Haçlı ordusu, Anadolu’da Sultan Mesud’un direnişiyle karşılaşmıştır. Haçlı Seferleri sırasında İslam dünyasının koruyuculuğunu yapan Anadolu Türkleri, kralların idaresindeki bu orduya ağır kayıplar vermiştir.

 

III. Haçlı Seferi


Selahattin Eyyubi, Kudüs’ü Haçlılardan geri almış ve Latin Krallığına son vermiştir.


Kudüs’ün yeniden Müslümanların eline geçmesi üzerine Avrupa’da büyük bir tepki oluşmuştur.


Bu defa, Alman İmparatoru, Fransa ve İngiltere krallarının önderliğinde yeni bir Haçlı ordusu yola çıkmıştır. Ancak Haçlılar başarılı olamamıştır.

 

IV. Haçlı Seferi


Bizans’ta çıkan taht kavgaları ve Bizans İmparatoru’nun yardım istemesi üzerine İstanbul’a gelen Haçlılar, İstanbul’u ele geçirdiler. Ortodoks olmasından dolayı hoşlanmadıkları Bizans’ı yıkarak İstanbul’u yağmaladılar.  Burada bir Latin Krallığı kurdular. (1204)


IV. Haçlı Seferi Kudüs yerine Bizans üzerine yapılmıştır. Ve Bizans bu seferden zarar görmüştür.


İstanbul’dan kaçan imparator ailesinden biri İznik’e gelerek, burada İznik Rum İmparatorluğu’nu; bir diğeri Trabzon’a giderek orada Trabzon Rum İmparatorluğu’nu; bir diğeri de Mora’da Rum Despotluğu’nu kurmuştur.   


İznik Rum İmparatorluğu, 1261’de İstanbul’u Haçlılardan geri alarak, Bizans İmparatorluğu’nu yeniden kurmuştur.


—IV. Haçlı Seferi Katolik-Ortodoks çatışmasına neden olmuştur.


—Katoliklerin İstanbul’da yaptıkları katliamlar, Ortodokslar tarafından unutulmayacak; Fatih’in İstanbul’u kuşatması sırasında, İmparatorun Papa’dan yardım isteme fikrine, “Bizans’ta Katolikleri görmektense, Osmanlıları görürüz daha iyi” diyerek karşı çıkmışlardır.


—İstanbul’da kurulan Latin Krallığı ile Avrupa, eski Grek (Yunan) kültürünü tanımaya başlayacak, bu da ileride Hümanizmanın Avrupa’da yayılmasında ve Rönesans’ın başlamasında etkili olacaktır.

 

Haçlı Seferlerinin Sonuçları


Haçlı Seferleri amaç bakımından başarıya ulaşamamışsa da Avrupa açısından önemli gelişmelere neden olmuştur.


—Doğu-Batı ticareti gelişmiş, İpek ve Baharat yollarının önemi artmıştır.


—Akdeniz limanları önem kazanmış, Cenevizliler ve Venedikliler Doğu’nun mallarını Suriye ve Anadolu limanlarından gemilerle Avrupa’ya taşımışlardır. 


—Papanın ve kilisenin yalan söylediği anlaşılmış, Avrupa’da Papalığa ve Katolik kilisesine olan güven sarsılmıştır.


—Haçlı seferlerinden birçok derebeyi geri dönememiş ve Avrupa’da krallar yeniden güçlenmiştir.


—Haçlı Seferleri sırasında, İslam kültür ve uygarlığı Avrupalılarca tanınmış, pek çok yenilik Avrupa’ya götürülmüştür. Kâğıt, pusula, barut, matbaa vs. gibi buluşlar Avrupa’da tanınmıştır.


—Coğrafi Keşifler, Rönesans ve Reform gibi önemli olayların da zemini oluşmaya başlamıştır.


—İslam ülkeleri, özellikle Anadolu, Haçlı Seferlerinden büyük zarar görmüştür.


—Haçlı Seferlerine başarıyla karşı koyan Türklerin İslam dünyasındaki önemi artmıştır.

 

MAGNA CHARTA (BÜYÜK ŞART) (1215)

 

İngiltere’de, krala karşı ayaklanan soylular hazırladıkları sözleşmeyi krala zorla kabul ettirmişlerdir.


Manga Charta (Büyük Şart) adı verilen bu sözleşmeye göre:


—Kral, halkın ileri gelenlerinden oluşan bir meclisin fikrini almadan keyfi vergi koyamayacak


—Mahkemelerde yargılama yapılmadan ceza verilmeyecek


—Mahkeme kararlarına saygı gösterilecek


—Magna Charta ile kralın yetkileri sınırlandırılmış ve ileride kurulacak olan parlamentonun temelleri atılmıştır.


—Halkın iradesi ön plana çıkmış, böylece İngiltere’de demokrasi hareketleri başlamıştır.


Magna Charta (1215) dünya tarihindeki ilk demokrasi hareketi olması nedeniyle özel bir öneme sahiptir.

 

YÜZYIL SAVAŞLARI (1337-1453)


İngiltere ve Fransa arasında 1337’den 1453’e kadar süren savaşlardır. Savaşın temel sebebi İngiltere’nin Fransa’yı işgal etme arzusudur.


Avrupa’nın güçlü iki devleti arasında yapılan Yüzyıl Savaşları:


—Her iki ülkenin ekonomik açıdan zor duruma düşmesine


—İngiltere’de iç savaş (Çifte Gül Savaşları) çıkmasına


—İngiltere ve Fransa’nın Osmanlı Devleti’nin Balkanlardaki ilerlemesine karşı bir şey yapamadıkları için Balkanlarda Türk yerleşmesinin kolaylaşmasına


—İngiliz işgaline karşı kenetlenen Fransızlar arasında milli birliğin pekişmesine ve mutlak krallığın güçlenmesine neden olmuştur.

 

ÇİFTE GÜL SAVAŞLARI


İngiltere’de, Ortaçağ’ın sonlarına doğru başlayan veraset savaşlarıdır. Krallığı ele geçirmeye çalışan bir başka hanedan derebeylerinin de desteğini alarak başkaldırmış, sonuçta kral bu mücadeleyi kazanmıştır.


Bu mücadele sonunda, İngiltere’de mutlak krallık güçlenmiş ve derebeylik ortadan kalkmıştır.



Ana Sayfa - Tarih Bilimi - Tarih Dersleri - Kronoloji - Tarih Sözlüğü - Atatürk - Türk Tarihinde İz Bırakanlar - Makaleler - Türk Destanları - Ziyaretçi Defteri - İletişim/Künye