................................... ................................... ................................... ................................... ...................................
Tarih Bilimi
Tarih Dersleri
Kronoloji
Tarih Sözlüğü
Atatürk
Türk Tarihinde İz Bırakanlar
Makaleler
Türk Destanları
Ziyaretçi Defteri
İletisim/Künye



"Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanı şaşırtacak bir nitelik alır."                M. K. Atatürk

"Tarih bir milletin hâfızasıdır; tarihini bilmeyen millet, hâfızasını kaybetmiş insana benzer."                         B. Lewis

"Ecdâdını unutanlar, kaynaksız ırmağa, köksüz ağaca benzerler."                     «in Atasözü

"Tarih, milletlerin tarlasıdır. Her toplum, geçmişte bu tarlaya ne ekmişse, gelecekte onu biçer."                         Voltaire

"Tarih okuyanın aklı çoğalır."
                  İmam Şâfiî




 

NECİP FAZIL KISAKÜREK


Osmanlı İmparatorluğu’nun son demlerini yaşadığı 26 Mayıs 1904 tarihinde İstanbul’da büyük bir konakta Necip Fazıl Kısakürek dünyaya gelmiştir. O bir şair, bir yazar ve bir fikir adamı olarak Tük-İslam tarihine adını yazdırmış seçkin aydınlarımızdandır.


Zengin ve varlıklı bir ailenin evladı olan Necip Fazıl Kısakürek daha 4-5 yaşlarında iken dedesinden okuma yazma öğrenmiş, 12 yaşında iken ilk şiirini yazmış ve 17 yaşındayken ilk şiir kitabını yayınlamıştır.


Genç yaşta yazdığı tiyatro eserleri dönemin tiyatrolarında aylarca kapalı gişe sahnelenmiş, Paris dönüşü yayımladığı Örümcek Ağı ve Kaldırımlar adlı şiir kitapları onu genç yaşta ünlü yapmıştır. İlerleyen süreçte Türk edebiyatına dev eserler katmaya devam eden şair birçok kişi tarafından sevilmiş ve “Üstat” olarak anılmaya başlanmıştır.


Üstadın eğitim hayatına bir göz atmak, onu tanıyabilmek açısından, sanırım yerinde olacaktır. Diğer tüm önemli şahsiyetler gibi ilkokulunun ailesi olduğunu söyleyebiliriz. Daha sonra 1916’da, henüz 12 yaşındayken, “Ne olduysam bu okulda oldum dediği.” Deniz Harp Okulu’nun Bahriye Mektebi’ne imtihanla girmiştir. Dönemin eğitim sistemi içinde batıya açık, oldukça kaliteli eğitim veren bu okul Necip Fazıl için, aile ortamından uzak, disiplinli yeni bir dünya olmuştur. Bu okulda Yahya Kemal Beyatlı gibi Türk edebiyatının en önemli şairlerinden biri, Ahmet Hamdi Aksekili gibi büyük bir İslam alimi ve Hamdullah Suphi Tanrıöver gibi bir hitabet ustası da vardı.


Okulda adı şaire çıkan Necip Fazıl Kısakürek teneffüslerde bile arkadaşlarıyla aruz alıştırmaları yapıyor ve “Nihal” isimli tek nüshalık elle yazılmış bir dergi çıkarıyordu. Nazım Hikmet Ran da aynı okuldaydı ve o da tek nüshalık bir dergi çıkarıyordu. Türk şiir ve düşünce hayatının zıt kutuplarında yer alan bu iki şairin, daha o yıllar da bile aralarında bir rekabet olduğu Necip Fazıl’ın hatıralarında yer almaktadır.


Bahriye Mektebi’nde İngilizcesini oldukça geliştiren Necip Fazıl, Oscar Wilde ve Shakspeare gibi batılı yazarların eserlerini orijinal dilinden okuyabilecek bir seviyeye ulaştı. Bu dönemde Namık Kemal, Ahmet Haşim, Tevfik Fikret, Abdülhak Hamit Tarhan, Ziya Gökalp, Orhan Seyfi Orhon, Yusuf Ziya Ortaç, Faruk Nafiz Çamlıbel gibi şair ve yazarların eserlerini de okuduğunu söylüyor Necip Fazıl.


1920 yılında babası ölen Necip Fazıl, Bahriye Mektebi’nden ayrılarak 1921 yılında Darülfünun’da (Bugünkü İstanbul Üniversitesi)  Felsefe Bölümü’nde okumaya başlamıştır. Bu öğrenimini de tamamlayamamış ve hükümetin açtığı bir yarışmayı kazanarak Paris’te Felsefe öğrenimi için burs almaya başlamıştır.


Okul yıllarının ardından 30’lu yaşlarında bohem hayatını en koyu rengiyle yaşadığı günlerde Beyoğlu Ağa Camii’nde vaaz vermekte olan Abdülhakim Arvasi ile tanışır ve bir daha ondan kopamaz.


Daha sonraları hayata bakışını değiştiren bu müstesna şahsiyet için Necip Fazıl şu mısraları kaleme almıştır:


“Allah dostunu gördüm, bundan altı yıl evvel,
Bir akşamdı ki, zaman donacak kadar güzel.

Bana yakan gözlerle bir kerecik baktınız;
Ruhuma büyük temel çivisi çaktınız.”

Buna ek olarak üstat, Abdülhakim Arvasi ile hayatında meydana gelen bu değişikliği şu mısralarla özetlemiştir:


“Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum;
Gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmuşum…”

Necip Fazıl Kısakürek 1980’de Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü’nü, İman ve İslam Atlası eseriyle fikir dalında, Milli Kültür Vakfı Armağanı’nı (1981), Türkiye Yazarlar Birliği Üstün Hizmet Ödülü’nü (1982) almıştır. Ayrıca Türk Edebiyat Vakfı’nca 1980’de verilen beratla “Şairlerin Sultanı” unvanını almıştır.


Diğer taraftan Varlık Dergisi’nin (1933-1981) kurucusu Yaşar Nabi tarafından, “Bir mısrası Türk milletini ihya etmeye yeter.” denilerek övülmüştür.

Burada sizlere Necip Fazıl’ın şiirlerinden ve sözlerinden birkaç alıntı sunacağım:

“Devler gibi eserler bırakmak için karıncalar gibi çalışmak lazım.” (Necip Fazıl Kısakürek)

 UTANSIN

Tohum saç, bitmezse toprak utansın!
Hedefe varmayan mızrak utansın!
Hey gidi küheylan, koşmana bak sen!
Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!

Eski çınar şimdi noel ağacı;
Dallarda iğreti yaprak utansın!

Ustada kalırsa bu öksüz yapı,
Onu sürdürmeyen çırak utansın!

Ölümden ilerde varış dediğin,
Geride ne varsa bırak utansın!

Ey bin bir tanede solmayan tek renk;
Bayraklaşamıyorsan bayrak utansın!

                                  NECİP FAZIL KISAKÜREK

Hiç şüphesiz bu şiirin son dizesinden üstadın vatan, millet ve bayrak sevgisinin diğer bütün aşkların üzerinde tuttuğunu görmekteyiz.

ÇİLE
……
Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
Sen, bütün dalların birleştiği kök;
Biricik meselem, Sonsuza varmak...

                              

NECİP FAZIL KISAKÜREK

Çile adlı bu şiirden üstadın dini duygularını ne kadar yoğun ve derinden yaşadığını görmekteyiz.

SAKARYA
……
Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;

Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?

Rabb’im isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sırtına Sakarya'nın, Türk tarihi vurulur.
……
                            

NECİP FAZIL KISAKÜREK

Yine Sakarya adlı bu şiirinde Necip Fazıl vatan ve millet sevgisi ile dini duygularını dizelerinde akıcı bir biçimde aktarmıştır.

 

ZİNDANDAN MEHMEDE MEKTUP
……
Mehmed’im, sevinin, başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!

Yarın elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir.
                         

NECİP FAZIL KISAKÜREK

Necip Fazıl bu şiirinde mahkûm olduğu yıllarda yaşadığı duygularını, özlemlerini ve cezaevinde yaşananları etkileyici bir üslupla aktarmakta.

Necip Fazıl Kısakürek ilerleyen yaşlarında yazdığı şiirlerin yanı sıra bir fikir işçisi olarak Türk tarihinde iz bırakmıştır. Nitekim üstadın adı İsmet İnönü ve tek parti iktidarına muhalefet eden Büyük Doğu dergisi ile özdeşleşmiştir. Bu dergide yazdığı yazılardan dolayı çok sayıda davada yargılanmıştır.


1934 yılında dâhil olduğu Nakşibendîlik tarikatından sonra ülkedeki siyasi gelişmelerle ilgili değerlendirmelerde bulunmaya başlamıştır. Soğuk Savaş döneminde Türkiye’de antikomünizm akımın öncülerinden olmuştur. Ayrıca dünya bakışı çerçevesinde yakın tarihi de yorumlamış ve bu yönde resmî tarihin alternatifi olarak tarih yazımına girişmiştir.


Necip Fazıl Kısakürek, Atatürk’e hakaret etmek suçuyla yargılanmış ve “Atatürk’e hakaret etme meyilli olmak.” gerekçesiyle mahkeme tarafından mahkûm edilmiştir. Şairin bu davaya konu olan kitabı ise; “Vatan Haini Değil, Büyük Vatan Dostu Vahidüddin” adlı eseridir.


Ana Sayfa - Tarih Bilimi - Tarih Dersleri - Kronoloji - Tarih Sözlüğü - Atatürk - Türk Tarihinde İz Bırakanlar - Makaleler - Türk Destanları - Ziyaretçi Defteri - İletişim/Künye