................................... ................................... ................................... ................................... ...................................
Tarih Bilimi
Tarih Dersleri
Kronoloji
Tarih Sözlüğü
Atatürk
Türk Tarihinde İz Bırakanlar
Makaleler
Türk Destanları
Ziyaretçi Defteri
İletisim/Künye



"Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanı şaşırtacak bir nitelik alır."                M. K. Atatürk

"Tarih bir milletin hâfızasıdır; tarihini bilmeyen millet, hâfızasını kaybetmiş insana benzer."                         B. Lewis

"Ecdâdını unutanlar, kaynaksız ırmağa, köksüz ağaca benzerler."                     Çin Atasözü

"Tarih, milletlerin tarlasıdır. Her toplum, geçmişte bu tarlaya ne ekmişse, gelecekte onu biçer."                         Voltaire

"Tarih okuyanın aklı çoğalır."
                  İmam Şâfiî




 

TÜRK DESTANLARI


Destanlar bir milletin geçmişte yaşadığı toplumsal olayları (göç, istila, savaş vs.) süslü bir şekilde anlatan ve çoğu zaman efsanelere yer veren uzun manzum eserlerdir. Dünya edebiyatında olduğu gibi Türk edebiyatının da ilk örnekleri destanlardır.


Hiç şüphesiz destanlar bünyesinde barındırdığı olaylar ve kahramanlarla geçmişimize ışık tutmaktadır. Tarih öncesi dönemleri konu edinmekte ve çoğu zaman olağanüstü olayların kurgulanmasıyla vücuda getirilmektedirler. Esasen doğal destanların yazarları anonimdir. Ağızdan ağza aktarıldıktan uzun zaman sonra derlenerek yazıya geçirilmişlerdir.


Milli kimliğin oluşumunda destanlar önemli pay sahibidirler. Nitekim ele alınan olaylar ve kahramanlar milli ruhun canlı tutulmasına hizmet etmektedir. Genellikle eserin kahramanları insanüstü başarılar elde etmek suretiyle okuyucunun veya dinleyicinin duygularını ve kendine güvenini geliştirmektedir. Elbette ki bir milletin tarihsel süreç içersinde devamlılığı ve kudreti milli duyguların derinliğine bağlıdır.


Bununla birlikte cihangirlik tutkusu, savaşçılık, binicilik, verdiği sözde durma, acizlere ve mağluplara hoşgörü ile yaklaşma ve yardımcı olma Türk destanlarında dile getirilen ortak değer ve kabullerdir.


Diğer taraftan roman ve hikâyenin batının ürünü; şiir, destan ve masalın ise doğunun ürünü olduğu kanısı konunun uzmanlarının nazarında oldukça yaygındır.

Hunlar, Göktürkler, Kırgızlar, Sakalar ve Uygurlar dönemlerine ait Türk destanlarının en bilinenleri şöyledir:

 

Dede Korkut Destanı


Oğuz Destanı (Oğuzname) olarak da adlandırılan Dede Korkut Destanı, Oğuzlar ile Kıpçaklar arasındaki savaşları konu edinmektedir. Oğuz Destanı çok zengin bir içeriğe sahiptir. Nitekim kimilerine göre Türk Edebiyatı’ndaki diğer tüm eserler bir yana koyulsa, diğer tarafa da Dede Korkut Destanları koyulsa Dede Korkut ağır basacaktır. Dil ve Edebiyat profesörü Mehmet Kaplan’a göre nasıl ki Avrupalılar Antik Yunan eserlerini tercüme ederek Rönesanssı (yeniden doğuş) gerçekleştirdilerse bizlerin de tarihimizden çıkartacağımız en büyük kültürel hazine Dede Korkut Destanları’dır.

 

Ergenekon Destanı


Göktürklere ait olan bu destan, bir savaşta yenilip dağlarla çevrili kapalı bir havza olan Ergenekon’a sığınan Türklerin demir madeninin bulunduğu bir dağı eriterek özgürlüğe ve anavatanlarına kavuşmalarını konu edinmektedir.

 

Göktürk (Bozkurt) Destanı


Göktürklerin dişi bir kurttan türeyişlerini anlatmaktadır. Bu destan bir bakıma Türk milletinin soy kütüğünü ortaya koymaktadır.

 

Oğuz Kağan Destanı


Bir Hun-Oğuz destanı olan Oğuz Kaan Destanı Türklerin atası olarak kabul edilen Oğuz Kağan’ın hayatını anlatmaktadır.

 

Göç Destanı


Bir Uygur Destanı olan Göç Destanı Uygur Türklerinin ulusal birliğini koruyan tılsım bozulunca, yurtlarını bırakarak nasıl göç ettiklerini anlatır.

 

Manas Destanı


Kırgız Türkleri ile Karahitaylar arasındaki mücadelede Kırgızların durumunu anlatan Manas Destanı Kırgız Türklerinin milli destanıdır.

 

Şu Destanı


Eski bir Türk kavmi olan Sakalar ile Makedonyalı İskender arasında geçen mücadeleyi konu edinmektedir.

 

Görüldüğü üzere Türk destanları daha ziyade diğer topluluklarla yapılan ve uzun süren mücadeleleri konu edinmektedir.

 

Ergenekon Destanı’nın özeti şöyledir:


Türk illerinde Göktürklere itaat etmeyen bir yer yoktu. Bunu kıskanan yabancı kavimler birleşerek Göktürklerin üzerine yürüdüler. Maksatları öç almaktı. Göktürkler, çadırlarını, sürülerini bir yere topladılar. Çevresine hendek kazıp beklediler. Düşman gelince, vuruşma da başladı. On gün vuruştular. Göktürkler üstün geldi.


Bu yenilgiden sonra yabancı kavimlerin hanları ve beyleri av yerinde toplanıp konuştular.


Göktürklere hile yapmazsak akıbet işimiz yaman olur,” dediler.
Tan ağarınca, baskına uğramış gibi, ağırlıklarını bırakıp kaçtılar.


Göktürkler, “Bunların vuruşma güçleri bitti, kaçıyorlar,” deyip arkalarından yetiştiler.


Düşman, Göktürkleri görünce, birden döndü. Vuruşma sonunda düşman, Göktürkleri gafil avlayıp yendi. Göktürkleri öldüre öldüre çadırlarına geldi. Çadırlarını ve mallarını öylesine yağmaladı ki, bir ev kurtulmadı. Büyüklerin hepsini kılıçtan geçirdi. Küçükleri kul edindi. Her düşman birini alıp gitti.


Göktürklerin başında İl Han vardı. Çocukları çoktu. Fakat bu uğursuz vuruşmada bir tanesi hariç, hepsi öldü. Kayı adlı bu oğlunu o yıl evlendirmişti. İl Han’ın Dokuz-Oğuz adlı bir de yeğeni vardı. Kayı ile Dokuz-Oğuz düşmana tutsak olmuşlardı. Fakat on gün sonra bir gece ikisi de kadınları ile beraber atlara atlayıp kaçtılar. Göktürk yurduna geldiler. Burada düşmandan kaçıp gelen çok deve, at, öküz ve koyun buldular. “Dört taraftaki illerin hepsi bize düşman... Gereği odur ki, dağların içinde insan yolu düşmez bir yer izleyip oturalım,” dediler. Dağa doğru sürülerini alıp göç ettiler.


Geldikleri yoldan başka yolu olmayan bir yere vardılar. Bu tek yol da öylesine bir yoldu ki, bir deve veya bir at güçlükle yürürdü. Ayağını yanlış bassa yuvarlanıp parça parça olurdu. Göktürklerin vardıkları yerde akarsular, kaynaklar, türlü bitkiler, meyveler, ağaçlar ve avlar vardı. Böyle bir yeri görünce, ulu Tanrı’ya şükrettiler. Hayvanlarının kışın etini yediler; yazın sütünü içtiler. Derisini giydiler. Bu ülkeye “Ergenekon” adını koydular.


İki Göktürk prensinin Ergenekon’da çocukları çoğaldı. Kayı Han’ın çok çocuğu oldu. Dokuz-Oğuz Han’ın daha az oldu. Çok yıllar bu iki Hanın çocukları Ergenekon’da kaldılar. Pek çoğaldılar.


Dört yüzyıl sonra kendileri ve sürüleri o kadar çoğaldı ki, Ergenekon’a sığışamaz oldular. Buna bir çare bulmak için kurultay topladılar. Dediler ki, “Atalarımızdan işittik; Ergenekon dışında geniş ülkeler, güzel yurtlar varmış. Bizim yurdumuz da eskiden o yerlerde imiş. Dağların arasından yol izleyip bulalım. Göçüp Ergenekon’dan çıkalım. Ergenekon dışında her kim bize dost olursa, onunla görüşelim. Düşmanla vuruşalım.”


Kurultay bu kararı alınca, Göktürkler, Ergenekon’dan çıkmak için yol aradılar, bulamadılar.


O zaman bir demirci dedi ki, “Bu dağda bir demir madeni var. Yalın kat madene benzer. Şunun demirini eritsek, belki dağ bize geçit verirdi.”. Göktürkler, varıp demircinin gösterdiği dağ parçasını gördüler. Demircinin tedbirini de beğendiler. Dağın geniş yerine bir kat odun, bir kat kömür dizdiler. Dağın üstünü altını, yanını, yönünü böylece odun ve kömürle doldurduktan sonra, yetmiş deriden büyük körükler yapıp yetmiş yere koydular. Odun-kömürü ateşleyip körüklemeye başladılar,


Tanrı’nın gücü ve inayeti ile ateş, kızdıktan sonra demir dağ eridi, akıverdi. Bir yüklü deve çıkacak kadar yol oldu. O kutsal yılın, kutsal ayının, kutsal gününün, kutsal saatini bekleyip bu yoldan Ergenekon’dan çıkmaya başladılar. Bu kutsal gün, ondan sonra Göktürklerde bayram oldu. Her yıl o gün gelince büyük tören yapılır; bir parça demir alınıp ateşte kızdırılır. Bu demiri önce bir Göktürk ham kıskaçla tutup örse koyar, çekiçle döver.


Ondan sonra Türk beyleri de böyle yapıp bu günü kutlarlar.


Ergenekon’dan çıkınca, Göktürklerin ulu hakanı Kayı Han soyundan Börteçine, bütün illere elçiler gönderdi; Göktürklerin Ergenekon’dan çıktıklarını bildirdi. Ta ki, eskisi gibi bütün iller Göktürklerin buyruğu altına girer.


Ana Sayfa - Tarih Bilimi - Tarih Dersleri - Kronoloji - Tarih Sözlüğü - Atatürk - Türk Tarihinde İz Bırakanlar - Makaleler - Türk Destanları - Ziyaretçi Defteri - İletişim/Künye